/

http://www.buyukdoganca.eu adresine tasindik

  • Yeni Başlık Gönder
  • Cevap Gönder

OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN ORDU TEŞKİLATI

Paylaş

Dogancali
Admin
Admin

Mesaj Sayısı: 174
Yaş: 38
Nerden: Benim Cumhuriyetimden
Mesleğiniz: logistik
Hobileriniz: iilgimi çeken her şey
Kayıt tarihi: 25/04/07

default OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN ORDU TEŞKİLATI

Mesaj tarafından Dogancali Bir Salı 22 Ocak 2008 - 19:53

Osmanlı Devleti ilk kuruluş günlerinden itibaren askeri teşkilata önem
vermiştir. Bu basit teşkilat fetihler ilerledikçe ihtiyaca yetmemeye
başladı. Zaman zaman getirilen yeniliklerle Fatih devrinde son ve en
mükemmel şeklini aldı.

Acemi Ocağı
Bu ocak 1. Murat zamanında Çandarlı Kara Halil ve
Molla Rüstem’in ön ayak olmasıyla kuruldu. İlk ocak Gelibolu’da açıldı.
Acemi ocağına savaş esirlerinin beşte biri ile Osmanlı Devletinde
yaşayan Hıristiyanların çocukları alınırdı. Buna Pencik ve Devrişme
sistemi denirdi. Bu çocuklar orta boylu, sağlıklı, zeki olmalarına
dikkat edilirdi. Bu çocuklar önce Anadolu’da Türk ailelerinin yanında
Türkçe’yi Türk adet ve geleneklerini öğrenirler, sonra acemi ocağına
alınırlardı. Acemi ocağında yetişen çocuklar, Yeniçerilere, saray ve
diğer ocaklara asker yetiştirmekle görevliydi. Bu ocak 1826’ya kadar
varlığını korumuştur.




Yeniçeri Ocağı

Kapıkulu Ocaklarının em büyüğü ve nüfuzlusu Yeniçeri Ocağıdır. 1.Murat zamanında Edirne’nin fethinden hemen sonra Çandarlı Kara Halil’in himmetiyle kuruldu.ilk Yeniçeri kışlası Edirne’de idi. Fetihten sonra İstanbul’da da kışlalar yapıldı. Komutanları Yeniçeri ağasıdır. Yeniçeriler savaşa padişah yanında katılırdı. Padişaha gelebilecek tehlikelere karşı korurlardı. Padişah sefere katılmazsa yeniçerilerde katılmazdı. Silahları ok, yay, kılıç, kalkan, hançer, yatağan ve balta idi. Ender olarak zırh kullanırlardı. Yeniçeri ocağı 16 yy. sonlarına kadar eğitimli ve düzenli bir yaya kuvveti idi. Ama bu tarihten itibaren bozulmaya başladı. Bozulmanın başlıca sebepleri şunlardır.


a) – Padişahların sefere çıkmaktan vazgeçmeleri.
b) Yeniçeri ocağına Pençik ve devşirme sistemine aykırı olarak asker alımı.
c) Avrupa’da savunma sanayindeki gelişmelerin Osmanlı ordusuna yansımasıdır.
d) Yeniçeri siyasi olaylara karışmaları.
Yeniçeri ocağı zamanla devlet adamlarını görevden alan, padişahları tahttan indiren siyasi bir kuvvet haline geldi. Değişik tarihlerde yeniçeri ocağının düzeltilmesi için yapılan ıslahatlar olumlu sonuç vermedi. Sultan 2. Mahmut 1826 yılında bu ocağı kaldırdı. Osmanlı tarihinde bu olaya “ Vaka-i Hayriye” denilmiştir.


Cebeci Ocağı
Cebecilerin başlıca görevi yeniçerilere silah sağlamak ve bunları muhafaza etmektir. Sefer sırasında silahları nakletmek yeniçerileri dağıtmak ve bozulanları onarmak da cebecilerin göreviydi. Yaşlı cebeciler zamanı gelince tekaüt edilirler ve kendilerine maaş bağlanırdı. Cebeci ocağının en büyük zabiti Cebeci başı idi. Cebecilerde maaşlarını, yeniçeriler gibi üç ayda bir alırlardı. Merkezdeki cebeciler üçer yıllığına taşradaki kalelerde hizmet ederlerdi. Cebeci Ocağı’ da bütün kapıkulu gibi 1826 yılında kaldırıldı.

Topçu Ocağı

Bu ocak Yeniçeri ocağından sonra teşkil edilmiştir. Efratı acemi ocağından sağlanırdı. Ocak top imal ve top satışı bakımından ikiye ayrılmaktadır. Ocak neferleri bu kısımlarda hizmet ederlerdi. Topçu kışlaları ile top imalathanesi İstanbul’un halen Tophane denilen semtindeydi. İlk tophane Fatih zamanında yapılmış ve daha sonra zaman zaman yenilenmiş ve genişlemiştir. 3. Mustafa zamanında Fransa’dan getirilen Topçu ustası Baron de Tatt, topçu ocağını ıslahata çalışmış ve sürat topçuları birliğini kurmuştur. ( 1774 ). Top döküm hanesinin şefi dökümcü başıdır. Top dökümü sırasında özel bir tören yapılırdı. İstanbul dışında da top imalathaneleri vardı. Bunların en büyükleri Batıda; Belgrad, Semendire, Budin, İskodra, Praveşte ve Timişrar’da Doğuda ise Kerkük’ün Gülenber kalesinde bulunuyordu. Top dökümhaneleri genellikle maden yataklarına yakın yerlerde olurdu. Osmanlı ordusu.




Humbaracı Ocağı

Humbaracı Ocağı, Osmanlı Devleti'nin askeri teşkilatı'nda humbara yapan ve bunu kullanan sınıfın bağlı olduğu ocak. Kumbaracı ocağı da denilmektedir.

Humbara, demir veya tunçtan dökülmüş el bombasıdır.

Humbaracılık, Osmanlı Devleti'nde 16. yüzyılda Mustafa ismindeki bir topçu bölükbaşısının ilk tunç humbara dökümhanesini kurmasıyla ortaya çıkmıştır. 1729'da Türkiye’ye ilticâ eden ve Müslüman olduktan sonra Ahmed ismi verilen Kont Bonneval tarafından geliştirilip düzenlendi. 1783'te Sadrazam Halil Hamid Paşa humbaracılar için yeni düzenlemeler getirdi ve 1792'de çıkarılan bir nizamnameyle humbaracıların yetkileri arttırıldı. Humbaracılar, Ahmed Paşa'nın çabalarıyla ordunun en disiplinli ve düzenli sınıfı durumuna gelmişti.
Humbaracı Ocağı'nın ıslahı ilk olarak 18. yüzyılda, Humbaracı Ahmed Paşa ve Sadrazam Osman Paşa'nın isteği üzerine gündeme gelmiştir. 1731'de ıslah projesi hazırlandı ve iki yıl sonra da Üsküdar'da Humbaracı Ocağı kuruldu. Böylece Bosna'dan 300 ulufeli humbaracı adayı ile çeşitli kalelerden seçilen 300 tımarlı humbaracı eğitime başlayarak humbara imalathanesi kurulması yolunda adımlar atıldı. Bir yasa ile tımarlılar 25'er kişilik gruplar halinde İstanbul'a giderek eğitim almaları sağlandı.
Kapıkulu Ocağı'ndaki bozukluklar ve düzensizlik zamanla Humbaracı Ocağı'nı da etkilemeye başladı. 1826 yılında Vaka-i Hayriye sırasında Humbaracıların devletin tarafında olarak topçu ve cebecilere destek olmuştur. Humbaracı Ocağı, Sultan II. Mahmud zamanında Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'nin kurulmasıyla kaldırılmış fakat varlığını Sultan II. Abdülhamid dönemine kadar sürdürmüştür.
[center]

Lağımcılar
Lağımcılar Osmanlı Askeri Teşkilatı'nda yeniçerilerin içinde bir ocaktır. Görevleri özellikle kale kuşatmalarında tünel kazarak sur duvarlarına ulaşmak ve surları alttan havaya uçurmak veya kale içine kadar tünel kazarak kaleyi içten fethetmektir. Ateşli silahlarla yapılan savaşlarda da karşı sipere kadar tünel kazılıp bomba ile patlatılırak düşman askerine ve siperlerine zarar verilir. Lağım (tünel) kazma günümüzde de kullanılan bir savaş taktiğidir.Bu taktik sayesinde savaşlar daha kısa sürede kazanılmıştır buna örnek olarak ise İstanbul'un fethi verilebilir...

Akıncılar
Türklerden teşkil edilmiş hafif süvari kuvvetleridir; akıncılar, serhad denilen uçlarda bulunup mükemmel teşkilâta tâbi idiler. İlk defa düşman memleketine yapılan akın ve elde edilen esirlerle o memleket hakkında malûmat elde edilir ve sonra bu, yerleşme mahiyetini alırdı.
Akıncıların başlıca vazifeleri ordunun keşif hizmetini görmek, düşman topraklarındaki araziyi keşfederek orduya yol açmak, bu suretle düşmanın pusu kurmasına mâni olmak, ordunun geçeceği yerlerdeki mahsulâtı muhafaza eylemek, esir alarak vaziyeti öğrenmek, nehirlerin geçitlerini tâyin ile köprü kurmaktı. Bundan dolayı akıncılar ordu genel kısmındandört beş gün daha ileride bulunurlardı. Bunlar şimdiki motorize kıt'alar gibi o zamana göre pek serî hareket eylediklerinden dolayı halkın kuvve-i mâneviyyeleri üzerinde mühim tesir bırakarak ortalığı sindirirlerdi. Akıncılar, canları bahasına yapdıkları bu akınlarda çok ganimet malı alırlardı.
Osmanlı akıncıları muhtelif mıntıkalarda bulunup her birinin bir akıncı kumandanı vardı. Akıncılardan bin kişinin kumandanına binbaşı, yüz neferin kumandanına yüzbaşı ve on neferinkine de onbaşı denilirdi. Yukarıda söylediğimiz gibi bunların hepsinin üstünde de akıncı beyi denilen akıncı kumandanı vardı ve buna akıncı sancak beyi de denilirdi.
Düşman ülkesine karşı yapılan bir akının, akın adını alabilmesi için o taarruzun mutlak surette akıncı kumandanlarının emrinde olması lâzımdı; eğer akıncı kumandanı kendisi gitmez ve akına gönderdiği kuvvet yüz ve yüzden fazla olursa o akına haramilik ve yüz kişiden aşağı olursa ona da çete denilirdi.
Akıncıların, mıntaka mıntıka kimin akıncıları olduklarını, isim ve hüviyetlerini gösteren defterleri vardı. Akıncılar tımarlı ve vergilerden muaf olmak üzere iki sınıf idiler.
Akıncılar, Rumeli'de ayrı ayrı ocak halinde ve muhtelif mıntıkalarda bulunurlar ve kumandanlarının isimleriyle anılırlardı. Osmanlıların ilk istilâ zamanlarında Evrenuz Bey akıncıları vardı; daha sonra istilâ nisbetinde hudutlarda Mihaloğulları, Turahan Bey ve Malkoç Bey akıncıları meydana çıkmış olup bunlar Mihallı, Turahanlı, Malkaçoğlu akıncıları diye XVI. yüzyıl sonlarına kadar şöhretlerini muhafaza etmişler ve Osmanlı fütuhatında pek mühim hizmet görmüşlerdir.,

Sipahiler
Sipahi, Osmanlı Kapıkulu Ocağının atlı askeri. Tımar sahibi süvari askeri. Ordunun en büyük gücünü oluştururlardı. Savaş zamanında öşürünü aldıkları topraklardan yetişen hayvanlarla savaşa katılırlardı. Cephaneyi devletten alırlardı.Tımarlı sipahiler Tımar arazisi etrafında güvenliği sağlardı.Devletten maaş almazlardı.İhtiyaçları Tımar sahibi tarafından karşılanırdı.Barış zamanında bulundukları bölgenin güvenliğini sağlar,savaş zamanında savaşa katılırlardı.

Tımarlı sipahiler Türk soyundan gelirdi. Cezayir, Tunus, Trablusgarb, Mısır, Yemen, Bağdat gibi Arap eyaletlerinde sipahiler yoktu. Tımarlı sipahiler Padişah Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) zamanında en parlak devirlerini yaşadılar. O tarihler arasında 166.200 tımarlı sipahi vardı; bunun 74.000'i Rumeli, 91.600'ü Anadolu tımarlı sipahisidir. Osmanlı atlı ordusu, Rumeli ve Anadolu atlı ordusu olmak üzere iki orduya ayrılırdı. Meydan muharebelerinde ordu düzeninin sağ ve sol kanatlarını sipahiler teşkil ederdi. 17. yüzyıldan itibaren tımarlı sipahiler bozulmaya başladı. Yeniçeriler gibi kanlı bir tasfiyeden uzak sessizce ortadan kalktılar. Sultan Abdülmecîd Han 19 Ocak 1841 fermanı ile birçok tımarlı sipahiyi tımarlarına ölene kadar sahip olmak şartıyla emekliye sevk etti. 1844'te bir kısım tımarlı sipâhi, atlı jandarma olarak hizmete alındı. 1850'den sonra tımarlı sipahilik tamamen kalkmıştır. Yerlerine geçen atlı birlikler Kapıkulu Süvarileri'dir.

Sağulufeciler
Sağ Ulufeciler (Ulûfeciyân-ı Yemîn), Osmanlı Devleti askeriyesinin Hassa Ordusu'nun Süvariler kısmında yer alırdı. Bu bölüğe Yeşil Bayrak da denilirdi. Sağ ulufeciler 120 bölükten oluşurdu.

Sağ ulûfeciler, seferde pâdişahın sağında yürüyen sipah bölüğünün sağında yürürlerdi. Savaş meydanında ve ordunun konak yerinde ise, pâdişâh sancağının sağında dururlardı. Hazîneyi korumak bunların görevleri
arasındaydı. Ulufecilerden toplam 7 kişi tayin edilen bölük subaşılığına Subaşı sıfatıyla sağ ulufecilerden 4 kişi tayin edilirdi.



_________________
Ne mutlu ,Türküm diyene..
  • Yeni Başlık Gönder
  • Cevap Gönder

Forum Saati Salı 24 Kas. 2009 - 23:42