Milletvekili Mandacı Mecliste konuştu:
1 sayfadaki 1 sayfası•
Milletvekili Mandacı Mecliste konuştu:

Milletvekili Mandacı Mecliste konuştu: “Bu vakıf kanunu 27 yıllık kanayan yarayı kapatamaz”
Azınlık milletvekili Çetin Mandacı Yunan Meclisi'nde 6 Şubat'ta yapılan oturumda ikinci kez söz alarak “Müslüman Azınlığa ait Vakıfların idaresi ve İşletilmesi ile ilgili” yeni yasa tasarısı ile ilgili Batı Trakya Türk Toplumu'nun endişelerini içeren bir konuşama yaptı.
Söz konusu yasa tasarısının belirsizlikler, eksiklikler ve yanlışlıklar içerdiğini ifade eden Mandacı, kanun taslağının Azınlığın talep ettiği doğrultuda düzeltilmeden kabul edilmesi durumunda istenmeyen ve uygulanamayan bir kanun daha olarak tarihe mal olacağının altını çizdi.
İskeçe milletvekili Çetin Mandacı meclis genel kurulunda yaptığı konuşmasında aynı gün İskeçe'deki çok ortaklı fabrikaların hükümet tarafından kapatılmak istenmesine karşı protesto amaçlı Nestos (Karasu) köprüsünün trafiğe kapatılması dolayısıyla konuya değindi ve hükümeti eleştirdi. Hükümeti bu konuda yanlış politika izlemekle suçladı ve fabrika kapatmanın tek çare olmadığını ifade etti. Fabrikaların kapatılıp satılmasıyla bölgedeki sıkıntıların daha da büyüyeceği endişesini dile getirdi ve hükümeti uyardı.
Mandacı daha sonra Azınlığımızın temel toplumsal sorunlarından biri ve 27 yıllık kanayan yarası olan “Müslüman Azınlık Vakıfların İdaresi ve İşletilmesi” yasa tasarısının Meclis gündemine taşınmış olmasının olumlu bir adım olduğunu, ancak diğer yandan bu yasa tasarısının içeriğine bakıldığında olumsuzluklarla karşı karşıya kalındığını dile getirdi.
Mandacı konuşmasında Yeni Demokrasi Partisi'ni samimi olmamakla suşladı ve hükümete yüklendi. Hükümetin, başta ekonomi politikaları olmak üzere diğer hükümet politikalarında olduğu gibi çözüm getirmek için değil, çözüm getiriyor görüntüsü vermek için kanun hazırladığını iddia etti. Mandacı hükümetin kanunlaştırmak istediği yasa tasarısının Azınlığın itirazlarını dikkate almadan mecliste onaylanması durumunda Azınlığın bu 27 yıllık kanayan yarasının kapatılmayacağını, aksine yarananın daha da büyüyeceğini ve kabul görmeyen bir önceki kanundan daha kötü bir duruma düşeceğini söyledi.
Mandacı, bunun yanında 27 yıldan beri Cunta tarafından tayin edilen Vakıf İdare Heyetleri tarafından yönetilen Azınlık mülklerinin kötü muameleye maruz kaldığını, kötü yönetildiğini, bunun sorumlusunun da devlet olduğunu belirtti. Bugüne kadar Vakıfların başında bulunan tayinli idare heyetlerinin vakıfları istismar ettiği halk arasında bilinen bir gerçek olduğunu belirten Mandacı, Vakıf arsalarının şüpheli bir şekilde kat karşılığı verildiği, takas edildiği veya belirsiz bir şekilde kiraya verildiği duyumlarının halk arasında gezdiğini, ayrıca vakıf mülklerinin envanterinin veya elde nelerin kaldığı konusunda kimsenin sağlam bir bilgiye sahip olmadığını da ekledi. Mandacı bu konunun incelenmesi gereken çok ciddi bir konu olduğunu vurguladı.
Mandacı 1920 tarihli 2345 sayılı yasanın Vakıf İdare Heyetleriyle birlikte Müftü'nün de Azınlık tarafından seçimle işbaşına gelmesini öngördüğünü ancak bunun yönetim tarafından ortadan kaldırıldığını belirterek söz konusu yeni yasa tasarısının bazı maddelerinin tayinli müftüye tasarruf hakkı tanıdığını bunun da bir tezat teşkil ettiğini söyledi. Seçilmiş Vakıf İdare Heyetleri'nin tayinli ve halk tarafından kabul görmeyen bir müftüyle nasıl işbirliği yapabileceğini soran Mandacı, hükmeti samimiyetsizlikle suçladı ve “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” anlamına gelen bir ifadeyle Yeni Demokrasi Partisi hükümetinin maskesinin çabuk düştüğünü; YDP'nin bu yasayı hazırlarken Azınlığın hiçbir kurum ve kuruluşunun veya muhalefette de olsa Azınlık milletvekillerinin fikirlerini almayı dahi uygun görmemekle Azınlığı yok saydığını söyledi.
Mandacı birçok maddesine değinerek eleştirdiği yasa tasarının yanında hükümetin 240 maaşlı İmam yasasıyla Azınlık içinde oy avcılığı yapmaya çalıştığını ve aslında verdiği sözlerin tam aksine hareket ettiğini, uygulamalarıyla YDP'nin aslında çıkmaza sürükleyen geri kalmış ve insanların fikirlerine, sosyal ve dini hassasiyetlerine saygı göstermeyen bir politika izlediğini belirtti.
Ne mutlu ,Türküm diyene..






